Başörtüsü Yasağı
Merhum ÜstadCemil Meriç’in kızı
Profesör Ümit Meriç hanımefendi ile yapılmış bir röportajı okudum.
Hanımefendi başörtüsü ve tesettür konusunda şöyle diyor:
“Kıyamet niçin başörtüsü etrafında dönüyor?.. Çünkü başörtüsü
kişilikli Müslüman duruşunun göstergesidir.
Başımı örtüyorum çünkü varım... Başımı örtüyorum, çünkü kulum... Başımı
örtüyorum, çünkü kendime söz verdim... Başımı örtüyorum, çünkü Allah’a
söz verdim...
Ha namusa uzanmış bir el, ha benim başörtüme uzanmış bir el, hiçbir
fark yok.
Başımı örtmem hususunda Türkiye içi ve dışı hiçbir hukukî mercie
başvurmak istemiyorum.İdam edilecek dahi olsam, bu yasağın karşısında
dururum. Ben bu yasağı, yaşama hakkıma saygısızlık olarak görüyorum.
Bunu kişilik haklarıma saldırı olarak görüyorum. Bu benim namusumdur.
Bu bir kimliktir.”
Ümit hanımın yukarıdaki sözleri sıradan bir vatandaşın sözleri
değildir. Profesör unvanına sahip değerli bir aydının sözleridir.
Başörtüsü meselesinin çeşitli boyutları vardır.
* Birinci boyut dinîdir. Tesettür Kur’ân, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile
sâbittir. Tartışılamaz. Hür Müslüman kadınlar için farz-ı ayndır. İnkâr
etmemek şartıyla açık gezenler dinden çıkmazlar.İnkâr edenler dinden
çıkar.
* İkinci boyut temel insan hakları ile ilgilidir. Demokrat ülkelerde
vatandaşların dinî inanç ve uygulamalarına saygı gösterilir. Bir kadın
inanıyorsa serbestçe başını kapatır, lâik devlet ona güçlük çıkartmaz.
Meselâ lâik Fransa’da bütün üniversite ve yüksek okullarda başörtüsü
serbesttir. Resmî liselerde yasaklanmıştır ama Katolik liselerinde,
diğer özel liselerde serbesttir.Ayrıca Müslümanlara, o ülkede İslâm
koleji açmaları imkânı ve fırsatı da tanınmıştır.
* Üçüncü boyut millî kimlikle ilgilidir. Türkiye kadınının tesettürü
ve başörtüsü millî kimliğin bir simgesidir. Mustafa Kemal Paşa’nın
annesi Zübeyde hanım, eşi Latife hanım tesettürlü idiler. Bunu kimse
inkâr edemez.
* Dördüncü boyut demokrasi ve millî irade ile ilgilidir. Herhangi
bir konuda ihtilâf ve çekişme olursa kamuoyuna müracaat edilir, bir
referandum yapılır ve neticeye göre karar verilir. Türkiye’de halkın
yüzde sekseni tesettürün serbest bırakılması taraftarıdır. Halkın
seçtiği Millet Meclisi’nin çoğunluğu, hükümet de bundan yanadır. Ancak,
kendilerini devletin, Millet Meclisi’nin, millî iradenin, hukukun,
evrensel insan haklarının üzerinde gören bir zihniyet tesettür yasağı
konusunda direnmektedir ve baskı yapmaktadır.
* Beşinci boyut millî mutabakat, toplumsal barış ile ilgilidir.
Sokakta başı açık kızlarla başı kapalı kızlar gayet samimî, gayet
candan arkadaşlık yapıyor, lâkin gizli bir irade bu hoşgörüyü
gösteremiyor.
* Altıncı boyut hukukla ilgilidir. Türkiye’de başörtüsünü
yasaklayan bir kanun yoktur. Bir şeyin suç olması için onu suç olarak
kabul eden bir kanun olması ve bu kanunun suç saydığı şeye bir ceza
getirmesi gerekir.Bizde böyle bir durum mevzuubahis değildir.
* Yedinci boyut bilgelikle ilgilidir. Bilgelik, bir ülkedeki
çeşitliliklere hoşgörü ile bakar, bunu bir zenginlik olarak kabul eder.
Başörtüsü konusunda yasakçı ve tabucu zihniyet bilgelikle (hikmetle)
çatışmaktadır, hikmetin öngördüğünün tam zıddını yapmaktadır.
* Sekizinci boyut uluslararası uygulama ile ilgilidir. Dünyanın
bütün medenî, demokrat, insan haklarına saygılı ve bağlı (sadece
saygılı değil, aynı anda bağlı), hukukun üstünlüğü prensibini kabul
etmiş ülkelerinde bizde olduğu gibi baskıcı ve tabucu bir başörtüsü
yasağı yoktur. Danimarka gibi Hıristiyan bir ülkede bile,
televizyondaki bir programı Arap asıllı Danimarkalı başörtülü bir
sunucu idare etmektedir. İngiltere’de ilkokuldan üniversiteye kadar
bütün okullarda başörtüsü serbesttir. Bizde başörtülü kızların okullara
ve üniversitelere sokulmaması vahim bir insan hakları ihlâlidir. Birkaç
kızımız başta Avusturya olmak üzere hür ve demokrat ülkelere gitmişler
ve oralarda başörtülü olarak okuyabilmektedir.Avusturya’da ve başka
ülkelerde serbest de bizde niçin değil?
* Dokuzuncu boyut, bizdeki başörtüsü ve tesettür yasağının, küçük
fakat güçlü bir azınlığın dayatmasından ibaret olduğudur. Bu yasak,
adını vermeyeceğim azınlığın bazı agresif ve ültra elemanları dışında
benimsenmemektedir. Ateist olduğunu açıkça ve samimî şekilde yazan
Gülay Göktürk hanımefendi bile başörtüsü yasağına muhaliftir ve mağdur
edilen Müslüman kızların haklarını savunmaktadır.
* Onuncu boyut, bu yasağın temel ve vaz geçilmez insan haklarından
biri olan eşitliğe aykırı oluşudur. Başörtülü kadınlara, kızlara,
öğrencilere karşı ayırımcılık yapılması, onların horlanması ve
dışlanması, dinî inançları dolayısıyla başlarını örttükleri için tahsil
haklarının çiğnenmesi, onlara ikinci sınıf vatandaş gözüyle bakılması
son derece vahim bir insan hakları ihlalidir.
Dinî bir emir, bir farz olarak tesettür ve başörtüsünü kimseyle
tartışmayız. Çünkü dinî inançlar tartışılmaz, bir realite olarak kabul
edilir. Bu gibi konular ancak akademik ve ilmî planda yüksek,
haysiyetli, ciddî, vakarlı, güçlü uzmanlar tarafından müzakere
edilebilir, tartışılabilir. Mesele diğer boyutlarıyla tartışılabilir ve
bu tartışmalarda tesettürü müdafaa edenler, tesettür yüzünden mağdur
olan, eğitim hakları çiğnenen kadın ve kızları savunanlar daima haklı
çıkacaktır.
Türkiye’nin devlet olarak, ülke olarak, halk olarak bir tesettür ve
başörtüsü problemi yoktur. Bu konuyla ilgili kriz tamamen sun’î (yapay)
ve düzmecedir. Türkiye halkı başörtülü kadınlarıyla ve başı açık
kadınlarıyla toplumsal barış, millî mutabakat içinde yaşamaktadır.
Tesettürlü hanımlarla açık hanımlar gayet iyi komşuluk yapmakta, açık
ve kapalı genç kızlar karşılıklı sevgi ve saygı içinde oturup
kalkmakta, gezip tozmaktadır.
Başörtüsü yasağı kesinlikle bir medeniyet gereği değildir. Öyle
olsaydı, başörtüsü bütün medenî ve ileri ülkelerde serbest olmazdı.
Başörtüsünün gericilikle veya irtica ile de hiçbir ilgisi yoktur.
İrtica nedir?Ceza hukukumuzda böyle bir suç yoktur. İrtica suçu ve
tehlikesi bir kuruntudan ibarettir.
Merhum Turgut Özal zamanında böyle bir yasak yoktu.
Bugünkü yasak hep böyle devam edecek midir?Hayır, bir gün gelecek,
akl-ı selim (sağduyu) galip gelecek ve baskılar, yasaklar ve tabular
kaldırılacaktır.
Türkiye’nin karşısındaki en büyük tehlike ve tehditler kokuşma,
haram yeme, insan hakları ihlâlleri, devlet ve belediye bütçelerinin
hortumlanması, ülkenin borç tuzağına düşürülmesi, millî kimliğin
tahribi, yabancılara toprak satılması, emanetlerin ehil olanlara değil
de ehil olmayanlara verilmesi, eğitimin dejenere edilmesi,
üniversitelerin YÖKtarafından gemlenmesi, gelir dağılımındaki korkunç
adaletsizlik gibi kötülüklerdir.